Cıstus AntıVırus Pastil Gribi Önler!

Gribe Karşı Enfeksiyon Blokeri, virüslere karşı 6 saat koruma sağlar.
Cistus AntiVirus Pastil

Cistus AntiVirus Pastil Enfeksiyon Blokeri 10 tablet

  • Gribi önleyen antiviral etkili ilk ve tek pastildir.
  • Antiviral ve antibakteriyel etkinlik gösterir.
  • 6 saat koruma sağlar.
  • Sistemik dolaşıma katılmaz.
  • Bildirilmiş herhangi yan etkisi yoktur.
  • Hastalık sırasında boğaz kaşıntısını ve kuru öksürüğü hafifletir.
KULLANMA TALİMATI
Cistus AntiVirus Pastil kullanmadan önce lütfen bu talimatı dikkatlice okuyunuz.

Cistus AntiVirus Pastil Nedir?
CISTUS ANTIVIRUS polifenollerden zengin Cistus extresi ve arap zamkı içermektedir.

Cistus AntiVirus Pastilin Başlıca Etkisi
Cistus AntiVirus Pastilin sahip olduğu Cistus creticus ekstresi, içinde bulunan polifenollerle birlikte bir savunma tabakası oluşturur ve bu tabaka farenksin mukoza zarında ortaya çıkar. Bu engel virüslere ve bakterilere karşı fiziksel (mekanik) savunma imkânı sağlar, bu şekilde virüs ve bakterilerin vücudumuzdaki hücrelere girmesini ve çoğalmasını önler. Arap zamkı etken maddesi boğazdaki kaşıntıyı ve kuru öksürüğü hafifletir. Fiziksel etki mekanizması sayesinde direnç kazanımı söz konusu değildir.

UYGULAMA ALANLARI

Hangi durumlarda Cistus AntiVirus kullanılmalıdır?
  • Farenks ve ağız mukozasındaki doğal savunma fonksiyonunun desteklenmesi için virüs ve bakteri enfeksiyonlarına karşı fiziksel engel oluşturma amaçlı olarak,
  • Boğazdaki ilk kaşıntı ortaya çıktığı andan itibaren,
  • Farenksin mukoza zarında ortaya çıkan fiziksel (mekanik) engel oluşumusayesinde, kökeni ne olursa olsun solunum yoluyla geçen bulaşıcı ve iltihaplı hastalıkların önlenmesinde,
  • Boğaz kaşıntısı ve kuru öksürüğün hafifletilmesinde.
DOZ TALİMATLARI, UYGULAMA ŞEKLİ VE SÜRESİ

Ne zaman ve ne kadar süreyle hangi sıklıkta Cistus AntiVirus kullanılmalıdır?
  • Solunum yolu enfeksiyonları riskinin önlenmesi amacıyla,
  • Boğazda ilk kaşınma belirtilerin hissedildiği anda, boğazı rahatlatmak amacıyla,
  • Günde 3 ile 6 pastili ağızda yavaşça emerek kullanınız.
  • Tedaviye başladıktan sonraki 2-3 günde semptomlarda veya hastalığın, kendisinde bir iyileşme görülmezse (örneğin ateşin 38 dereceye çıkması) lütfen bir doktora danışınız
UYARI
Çocukların ulaşamayacağı ve erişemeyeceği yerlerde saklayınız.

Yan Etkiler
Bilinen bir yan etkisi yoktur.

Kontrendikasyonlar
Bilinen bir kontrendikasyonu yoktur.

Etkileşmeler
Başka farmasötik ilaçlarla olası etkileşimleri önlemek için, bu ilaçları 1-2 saat arayla uygulamanızı veya doktorunuza danışmanızı öneririz.

Ürünün son kullanma tarihi ile ilgili uyarı ve bilgiler
Cistus AntiVirus Pastil son kullanma tarihinden önce kullanılmalıdır.
Farmasötik Form ve Ticari Takdim10 adet yumuşak pastilin yer aldığı orijinal ambalaj halindedir.

Bileşimi

Etkin Madde: Cistus (Cistus Creticus) Extresi, Arap Zamkı.
Diğer Bileşenler: Maltilol, sorbitol, su, askorbik asit, sitrik asit, tat, stevia extresi, bitkisel yağ, nane yağı.
Koruyucu maddeler ve renklendiriciler içermez.

Şeker, Gluten, Laktoz içermez.
Güneşten uzak kuru ve serin yerlerde saklayınız.



BAĞIŞIKLIĞINI GÜÇLENDİR KIŞA HAZIR OL!


Değişen havayla birlikte yaşanan yoğun stres, uykusuzluk ve dengesiz beslenme bağışıklık sistemini direkt olarak zayıflatıyor. Kışı hasta olmadan, sağlıklı geçirmek için bağışıklık sistemini desteklemek şart!

Doğru beslenin: Tam tahıllı ürünler, karbonhidrat, protein ve yağı dengeli tüketin. Sigara,alkolişekerden uzak durun. Antioksidan alın. Antioksidanlar hücreye zarar veren maddeleri, serbet radikalleri yakalar ve yok eder. Soğan, sarımsak, ıspanak, dereotu, maydonuz, turunçgiller, domates, brokoli antioksidan açısından zengindir. Taze ve mevsiminde sebze meyce yiyin.

Yeterli ve kaliteli uyuyun: Kaliteli uyku sağlığımız için en az su içmek kadar önemlidir. İyi bir uykunun başlıca ölçüsünün kişinin sabah dinç uyanması ve kendisini gün içinde zinde hissetmesidir.
Kalitesiz bir uyku verimi düşürür, konsantrasyonu bozar, bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olur.

Haftada en az 3 gün açık havada yürüyün: Yoğun trafik ve egzoz dumanından kurtulun ve yeşil alanlarda yürüyüş yapın. Özellikle açık ve temiz havada zaman geçirilmesi sağlam bir vücut ve güçlü bir bağışıklık sistemi için oldukça yardımcıdır.

Hareketsiz kalmayın: Bilgisayar başında ve hareketsiz çok zaman geçirmeyin.

Gereksiz İlaç kullanımından kaçının: Özellikle gereksiz antibiyotik kullanımından kaçının.

Düzenli egzersiz yapın: Hastalıktan korunmada ve engellemede egzersizin çok büyük bir önemi var.
Düzenli egzersiz bağışıklık sistemini kuvvetlendiriyor, virüslerle ve bakterilerle savaşmayı sağlıyor.

Kendinizi aşırı derecede yormayın: Dinlenmek için kendinize zaman tanıyın.

Stresten uzak durun yada stresi yönetmeye çalışın: Stresliyken vücut stresi yok edebilmek için bazı maddeler üretir ve dengesini şaşırır ayrıca immün sistemde çöküş meydana gelir. Bu nedenle stres dönemlerinde hepimiz daha sık hasta oluruz. Mesela uçuk çıkar.
Sevdiklerinizle bol vakit geçirin: Güçlü sosyal bağlar kurun.

Pozitif düşünün: Olumlu düşünmek bile insanı bedenen ve duygusal olarak rahatlatır.

Bağışıklık sisteminizi güçlendirmek için sitemizdeki ürünlere ulaşabilmek adına tıklayınız!

Hünnap Keçiboynuzu Özü

Kan Yapar Can Yapar



Hünnap keçi boynuzu pekmezi içinde ihtiyacınız olan hemen hemen bütün besin değerlerine sahiptir. İçeriğindeki Gallik Asitler,organik asitler, zengin mineral, vitamin ve kalsiyum sayesinde yüzde yüz doğal mucizevi bir besindir.Kalsiyum bakımından sütten 3 kat daha zengindir.Çocukların bedensel ve zihinsel gelişimini destekler.Kemik erimesi ve kansızlık tedavisine yardımcı olur.Astım,alerjik ve bronşit tedavisine yardımcı olur.Gribe karşı vücut direncinin artmasına yardımcı olur.Sigara kullananlarda güçlü bir balgam söktürdüğü bilinir.
Akciğer ve karaciğer’de biriken toksin maddelerin dışarı atılmasına yardımcı olur.Güçlü bir antioksidandır,gallik asit içerir.ücutta biriken radyasyonun dışarı atılmasına yardımcı olur.

Bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olur.Diş ve diş etlerinin güçlenmesine yardımcı olur.Tansiyon problemi tedavisine yardımcı olur.Cinsel gücü ve sperm sayısını artırdığı bilinmektedir.Keçiboynuzunda yağ,kafein,gluten ve kolesterol bulunmaz.


1 Kg. Keçiboynuzu Özünde
8069 mg Potasyum
698 mg Kalsiyum
565 mg Fosfor
147 mg Sodyum
383 mg Magnezyum
3,54 mg Demir
2,4 mg Bakır
3,2 mg Çinko
3,9 mg Mangan

Gallik Asit İçeriyor!
Keçiboynuzu özünün içerdiği gallik asit insan sağlığı üzerinde çok etkisi olan bir maddedir. Bu maddenin belirtilen bu özelliklerini artıran ve takviye eden keçiboynuzu özünde bulunan promotor maddelerdir.

Gallik Asitin Bazı Özellikleri ve Faydaları Aşağıda Belirtilmiştir.

Ağrı Kesici
Alerjiye Karşı
Astıma Karşı
Bakteri Yok Edici
Bronşite Karşı
Kansere Karşı
Karaciğer Temizleyici
Radikalleri Yok Edici
Bağışıklık Güçlendirici
Mikroplara Karşı
Antiseptik
Nitrozamin Yok Edici

HMF Değeri:
Ürünün ısıtılması sırasında glikoz, fruktoz gibi şekerlerin asidik ortamda parçalanması sonucunda oluşan HMF’nin yükselmesi insan sağlığına zararlıdır. Gıdanın kalitesi HMF miktarı ile değerlendirilmektedir. Pekmez ne kadar çok ısıl işleme maruz kalırsa ve sıcaklığı artırılırsa HMF oranı o denli yükselir ve pekmez kalitesiz hatta zararlı hale gelir.
Avrupa Birliği standartlarına göre; HMF limitleri pekmez için 70 mg/kg olarak belirlenmiştir.
Hünnap Keçiboynuzu Özü Pekmezi vakum yöntemiyle yapılmakta ve “HMF değeri 9,3mg/kg dır.”



Bu ürünü eczanemiz'den satın almak isterseniz link'e tıklayınız

ÜZÜMDEKİ SİHİR

Morun Etkisini Göz Ardı Etmeyin...

Kurusu en çok fındığın yanına yakışır. Salatalara lezzet katar... Fareler üzerinde yapılan çalışmalarda cilt kanserini önlediği gösteriliyor. Birmingham, Alabama Üniversitesi'nde yapılan araştırmalarda fareler üzüm çekirdeği içeriği ile beslendi ve ardından UV ışığına maruz bırakıldı. Üzümle beslenen farelerde tümör oluşumu %65 ve tümör büyümesi %78 oranında daha az gözlendi. 

Bilim adamları üzümün insanlarda da işe yarayabileceğini düşünüyor. Antioksidanla dolup taşan üzüm, hücre hasarını, tümör unsuru serbest radikaller denen molekülleri, UV ışınlarının yarattıklarını, sigara dumanı ve kirliliğin meydana getirdiği etkileri ortadan kaldıran doğal bir cevherdir. Antioksidan özelliği yüksek yiyecekler tüketirseniz kanseri kendinizden uzak tutmaya yardımcı olabilirsiniz. Öyleyse üzüm özlü ürünleri bolca tüketmeye çalışın ve cildinizin onu kana kana içmesini sağlayın. Doğadaki en güçlü antioksidanlardan biri olarak görülen üzüm çekirdeği damarları yeniliyor. Yenilenen damarlar yaşlılığı geciktiriyor, böylece cildinizdeki yaşlanma belirtileri azalıyor. Üzüm çekirdeği damarların kolajen dokusunu da sağlamlaştırdığı için damar sertliği ve bu rahatsızlıkla ilgili çok sayıda hastalığı önlüyor. Kan damarları insan için hayati önem taşıyor. Üzüm çekirdeğinin en önemli faydası kan damarı onarıcı olması. Başınızdan ayak uçlarınıza kadar her dokunun kanla besleniyor olması . İncecik kılcal damarları ağı sizin yaşam hattınız. Eğer kan damarları yaşlanır, hastalanır, zayıflar, incelir ve kan sızdırırsa, sağlığınız tehlikede demektir. Üzüm çekirdeği özleriyle krem, şampuan, vücut yağı üretiliyor.


Üzüm çekirdeği ekstresi içeren kremler cildin daha genç ve canlı görünmesini sağlıyor. Cilde zarar veren serbest radikalleri önlüyor. Yapılan araştırmalarda kırmızı üzüm çekirdeğinin oksidatif strese karşı da etkili olduğu belirtiliyor. Ayrıca yapılan bir araştırma üzüm çekirdeğindeki proentosiyanidin'lerin UV ışınları nedeniyle oluşan deri tümörü gelişimini de önlediğini göstermiş. Resveratrol içeren bu meyve, kalp sağlığını koruyup bağışıklığı güçlendiriyor. Resveratrol, başta üzüm olmak üzere pek çok farklı bitkide var olan doğal bir fitoleksindir. İlk kez geleneksel Japon tıbbında uzun süre boyunca kullanılmış polyganum cuspidatum köklerinden izole edilerek kullanılmıştır. Antioksidan polifenol olan resveratrol maddesi ahududu, erik, yerfıstığı, yabanmersini gibi besinlerde bulunsa da en çok siyah üzümün kabuğundan elde ediliyor. Bu madde mantar enfeksiyonlarına ya da kanser yapıcı faktöre karşı üretiliyor. Güneşli havalarda ya da soğukta virüs ve mantarlarla savaşarak büyüyen üzümlerin kabuk, yaprak ve gövdelerinde daha yüksek oranda resveratrol bulunuyor.

Yapılan bir araştırma resveratrolün maya ve balıkların ömrünü yüzde 60, sineklerin ömrünü ise yüzde 30 artırdığı ortaya çıkmış. Araştırmalar aynı zamanda resveratrolün uzun yaşamla ilişkilendirilen SIRT1 genini canlandırdığını gösteriyor. Ayrıca bir çok araştırmalar aynı zamanda resveratrolün kroner kalp yetmezliği riskini azaltabileceği işaret ediyor. Resveratrol üzerine yapılan çalışmalar azalan trombosit kümeleşmesiyle bu maddenin damar sertleşmesine karşı da koruma kalkanı olduğunu gözler önüne seriyor. Bir başka güçlü gıda kompleksi olan ve brokolide bulunan I3C resveratrol ile mükemmel bir sinerji oluşturuyor. İkisi de kanserle ilişkili genler ve büyümeyi destekleyen hormonları bloke etme üzerindeki etkileri saptanmış.

Ürünlere ulaşmak için aşağıdaki linki tıklayınız...

http://www.saglikdeposu.net/

PÜRÜZSÜZ BİR CİLT

SİVİLCELER HAKKINDA HER ŞEY...

İnsan derisinin içinde özellikle de boyundan yukarısında her tüy ağzına bir yağ gözeneği düşüyor. Onun içinde de cildin parlaklığını sağlayan, onu rüzgar ve güneşten koruyan sebum diye bildiğimiz sabunum su madde bulunuyor. Gözenek içine dolan yağ bakteri ve ölü hücre birikintisi havayla temas ettiği zaman okside olarak rengi siyaha dönen bir cilt problemi ortaya çıkarır ki bu da siyah noktadır. Dolan bir gözeneğin ucu kapandığında,havasız ortamı seven bakterilerin çoğalması sonucunda kese genişler ve sivilce oluşur. Peki, siyah noktalarla nasıl baş edebilirsiniz? Tek yolu peeling yapmak. AHA, retinoik asit, salisilik asit içeren ürünlerden yana tercihinizi kullanmalısınız.



25-40 yaş arası her kadından biri akne problemi yaşıyor. Fakat akneyle ilgili doğru bilgiye neredeyse kimse sahip değil.

Sivilcelerin nedeni ne ?

Yetişkin aknelerinin sebebi stres, kötü kozmetik ürünlerinin kullanımı, hormonlar ve doğum kontrol hapları olabiliyor. Stres, yağ bezlerinin aşırı çalışmasını tetikleyerek; kötü kozmetikler gözeneklerde bakteri oluşumuna neden olarak; hormonlar sebum bezlerinin aşırı salınım yapması sağlayarak; doğum kontrol hapları ise androjenden dolayı sivilce oluşumuna neden olarak akne yaratıyor. Stersin kesin olarak sivilce oluşumuna neden olduğunu söyleme mümkün değil. Uzmanlar, " Bazı araştırmalar üniversite öğrencilerinin final döneminde sivilcelerinin arttığını gösteriyor fakat bunu tam olarak strese bağlamak doğru değil" diyor. Bu yüzden, belki stres sivilce oluşumunda belli bir yol oynuyor olabilir fakat stres hormonlarının sivilce yaptığı yönünde kesin bir bulgu bulunmuyor. Cips, peynir ve çikolatanın sivilcelere sanıldığı kadar etki etmediği haberini verelim. Aynen streste olduğu gibi beslenme konusunda da bilimsel çalışmalar her hangi bir gıdanın bir insanda sivilceye yol açabileceğini göstermiş değil. Fakat şunu bilmelisiniz ki kötü karbonhidratlarla yoğun beslenme sağlığa nasıl zararlıysa, sivilce oluşumuna da kısmen etki edebilir. Bunu da hormon dengesizlikleri ile yapar. Amerikan Hastanesi, Deri ve Zührevi Hastalıklar Uzmanı DR. Halil Beyazıt, "Bilimsel araştırmalar beyaz nokta ve siyah noktanın bir kent hastalığı olduğunu gösteriyor. Kentten doğa çıktıkça azaldığı göz önünde tutulursa beslenmenin bir miktar etkisi olduğunu söyleyebiliriz" diyor.

Sivilce sıkmakla ilgili bilinmesi gereken bir şey var :

Burun çizgisinin üzerinde kalan sivilceleri sıkmamaya özen göstermelisiniz. Onun dışında iltihaplı sivilceyi sıkıp irini dışarı akıttığınız da bunda kötü bir şey yok aslında. Beyazıt, "Ama insanlar genellikle nasıl sıkacaklarını bilmediklerinden sivilce içeri doğru patlayabilir. Cildin içinde patlayan kesecik, çevresinde ciddi bir iltihap oluşumuna neden oluyor. O iltihap da büzüşüyor ve iyileştiği için o bölgede leke kalıyor" diyor. Peki ne yapmalı? Yetişkin sivilcelerine ergenlik sivilcesi gibi müdahale etmek yapacağınız en büyük yanlış. Ergenlik döneminde kullanılacak ürünler yetişkin birinin cildinde vadedilen etkiyi yaratmayacaktır. Fakat size önereceğimiz iki adımı doğru denemek yararınıza olacaktır.
İlk adım doğru temizleyiciyi seçmekten geçiyor. Benzoil peroksit ya da salisilik asit içeren ürünler uyguladığınızda doğru yolda olduğunuzu fark edeceksiniz. Diğer adım ise gözeneklerinizi temizleyecek salisilik asitli bir peeling . Sadece çok fazla ve sert uygulamaktan kaçının. Haftada iki ya da üç kez uygulayabilirsiniz. Sivilceler hakkında etrafta dolaşan mitlerden bahsedelim biraz da. Örneğin güneş kremi kullanmayın sivilceyi kötüleştirdiği başlı başına bir hurafe; doğru güneş kremini seçtiğiniz sürece. Kimyasal güneş kremleri UV ışınları ile reaksiyona girerek cildinizde kabarcıklara neden olabilir. Bu yüzden çinko oksitli bir güneş kremi kullanmakta fayda var.

Cilt temizliğinin önemi

Sivilceleriniz var çünkü yüzünüzü yeterince yıkamıyorsunuz. Eğer bir evsiz kadar pis değilseniz bu kesinlikle yanlış. Uzmanlar, "Yapılan araştırmalar yüzünü günde iki kere yıkayanların bir kere yıkanlara oranla daha sağıklı bir cilde sahip olduğunu gösteriyor"diyor. Beyazıt, "Yüz yıkama işini abartmak hem oldukça gereksiz hemde cildi kurutabilir" diyor. Önemli bir iş yemeğine gitmeden yada hoşlandığınız adamla ilk randevuya çıkmadan evvel yüzünüzde bir sivilce belirdiyse, her kadın gibi siz de bu sivilceyi makyajla kamufle etmeye çalışırsınız. Peki, sivilcenin üzerine makyaj yapılması ne kadar doğru, ne kadar yanlış? Bazı ürünler görüntüyü daha da kötüleştirir. Uzmanlar, "Gözenekleri tıkayan kalın fondötenler yerine ince pudra fondöten yada mineral pudra uygulamak sivilceleri azdırmaz" diyor. Fakat unutmayın ki akneye sadece kozmetik problemi değil, bazen kalp rahatsızlıklarının da göstergesi olabilir. Bu yüzden cildinizdeki sivilce artışı ciddi boyuta ulaştığında dermatologdan yardım istemenizde fayda var...

Uzmana danışın

İnsanlar bir kozmetik mağazasına gider, orada çalışan kişiden bir öneri alır. Sonra o ürünler dünya para döküyor fakat cildi için doğru tanıyı koyacak ve ilaç tedavisi önerecek doktora aynı parayı vermeyi reddeder. Bir dermatolog her zaman o reçetesiz ürünlerden daha fazlasını yapar. Özellikle de problematik cildi olan kişiler için benzoil preoksit yada  salisilik asitten de fazlasını önerebilecek biri varsa o da bir dermatologdur.

Ürünlere ulaşmak için aşağıdaki linki tıklayınız...

http://www.kozmium.com/k/akneli-cilt-bakimi

ALKALİ SU İLE DİYET...

Alkali su nedir? Nasıl elde edilir? Alkali su kilo verdirir mi?

Dünya'da ve ülkemizde bir alkali diyet çılgınlığı aldı başını gidiyor. Bazı uzmanlar alkali su için kilo verdirir dese de kimi uzmanlara göre alkali su abartıldığı kadar da faydalı birşey değil!...
Özellikle kilo vermek için hanımların çok rağbet gösterdiği: Alkali su nedir? Alkali su zayıflatırmı? Alkali su nasıl elde edilir?

Normal su içerisinde bulunmakta olan hidrojen ve hidrosit iyonlarının miktarı suyun asitliğini ya da alkalitesini belirler. Hidrojen iyonu suyun içinde fazla ise su asidik, hidrosit iyonu fazla ise su alkalidir. Potansiyel hidrojen veya hidrojenin gücü olarak tanımlayabileceğimiz pH değeri 7'den düşük olan sular asidik, 7 olan sular nötr, 7'den fazla olan sular alkalidir.

Alkali Su, normal suya göre 6 kat daha hidratördür. Alkali su temel olarak normal sudan değişiktir. Hücrelerimize daha kolay nüfuz eder.

Alkali Su, normal içme sularına oranla yüksek antioksidan olma özelliği taşır.

Alkali, yani pH 8 – 8,5 olan su, modern hayatı tehdit eden hastalıklara karşı koyabilmek için atılan en büyük adımdır. Ayrıca cilt ve deri için ideal bir kozmetik ürünüdür. Düzenli olarak içildiği ve düzenli olarak uygulandığında (yüzünüzü alkali suyla yıkıyorsanız) cildi sıkılaştırır. Akne, sivilce, leke ve benzeri rahatsızlıkların iyileşmesini sağlar. Egzamayı tedavi eder. Saçları canlandırır, sağlıklı ve parlak görünmesini sağlar. Bu arada suyunuzu cam şişede içmeye özen göstermelisiniz.



Alkali Su Nasıl Elde Edilir?

Alkali Su Filtreleri: Bu filtreler evlerin tesisat sistemlerine bağlanarak çeşme suyunu alkali özelliği olan içme suyuna dönüştürür. Aynı zamanda suyun minerellerini muhafaza etmesini sağlar.
Alkali pH Damlaları: Taşınması kolay olan pH damlaları içeceğiniz suya 1 damla damlattığınızda, suyun pH değerini yükseltir. Suyun içerisindeki asit değerini arttıran zararlı bakteri ve mikroorganizmaları nötralize eder.

Alkali Su Çubuğu: Yine çantanızda taşıyacağınız biçimde tasarlanmıştır. Yarım litrelik su şişesini (tercihen cam ,ama zorda kaldığınızda plastik te olabilir), çalkalamaya yetecek boşluk bırakarak suyla doldurup 15 – 20 dakika çalkalamak gerekir. Çubuk şişenin içinde kalırsa her su dolduruşunuzda yine 15 – 20 dakika çalkalamak gerekir. Alkali çubuk her ay temizlemek koşuluyla 1 yıl kullanılabilir.

Alkali Su Sürahisi: Kolay kullanılabilen, sudaki klor, organik maddeler ve tortuları temizleyen bir filtre sistemi olan sürahi, nanoteknoloji ürünüdür. Sürahiye yaklaşık 2 lt. su doldurulur. Filtreden süzülüp alt hazneye dolması beklenir. Alt hazneye geçen su antioksidan özelliği arttırılmış, alkali mineraller taşıyan, molekülleri küçülmüş ve çözücülüğü artmış su olmaktadır.

Saf Karbonat

Saf Karbonat: Saf karbonat mutfaklarda kullanılan sodyum bikarbonat değildir. İngiliz karbonatı olarak bilinir ve eczanelerden temin edebilirsiniz. Vücuttaki bikarbonata benzer yapıda alkalidir. İçme suyunuza katarak alkali su elde edebilirsiniz.

1 sürahi suya 1 tatlı kaşığı ya da 1 bardak suya yarım çay kaşığından az (çay kaşığının ucuyla) yeterli olacaktır. Bu yöntem alkali su filtreleri ve pH damlaları kadar uzunca bir vakitli etkili değildir. İçme suyuna karıştırıp kısa zamanda tüketmek gerekir.

Alkali Limon

Taze Limon Suyu: Yüksek alkali besin olan limon suyu çeşme suyunun bile alkali değerini arttırır. içeceğiniz suya tat, koku ve renk katan limon suyu alkali su elde etmenin en kolay ve sağlıklı biçimidir. Sabah aç karnına limonlu ılık su içmek vücudun pH değerini alkali yönde yükseltir ve metabolizmayı hızlandırarak yağ yakılmasında, sebeplesıyla kilo verilmesinde yardımcı olur. Bir bardak ılık suya yarım limon suyu yeterli olacaktır. Bu suya biraz limon kabuğu rendelemek te faydalıdır. Antioksidan bakımından en zengin kısım limonun kabuğundadır.

Elma Sirkesi

Elma Sirkesi: İçme suyunuza birkaç damla elma sirkesi damlatarak suyun alkali değerini yükseltirsiniz. Elma sirkeli suyu gece yatmadan önce içmek vücudun akşam yemeğinde aldığı asidi tamponlamasında yardımcı olur. Böbrekleri ve idrar yollarını temizler.

Bir bardak suya 1 tatlı kaşığı veya 1 yemek kaşığı koyabilirsiniz. Suyun oda sıcaklığında olması gerekir.

Aşırı terlemeden nasıl kurtuluruz?

Aşırı terleme sık görülen ve özellikle el ayaları, koltukaltları ve ayak tabanlarını etkileyen bir sorundur. Bu durum eğer şiddetli ise kişinin gündelik yaşamını etkileyecek hatta sosyal izolasyona neden olacak boyutlara ulaşabilir.

Aşırı terleme nedir?

Normal terleme sıcak havalarda, ateşli hastalıklar sırasında ve egzersiz yaparken fazla ısının vücuttan uzaklaştırılmasını sağlar. Aşırı terleme kabaca “hava sıcaklığından, endişe ve fizik aktivite düzeyinden bağımsız olarak normalden çok terleme” anlamına gelmektedir. Aşırı terlemenin tedavileri değişkenlik gösteren üç tipi bulunmaktadır.




Birincil bölgesel aşırı terleme (Primer fokal hiperhidroz)

Aşırı terlemenin bu tipinde terleme el ayaları, ayak tabanları, koltukaltları ve yüz/saçlı deriden biri ya da birden fazlasında görülür. Vücudun geri kalan kısımlarında terleme miktarı normal seviyededir. Terleme genellikle simetriktir (her iki avuç, her iki ayak, her iki koltuk altı gibi.)

Birincil aşırı terlemenin sebebi bilinmemekle birlikte, saydığımız bölgelerdeki terbezlerinin uyaranlara daha duyarlı olduğu ve normalden fazla çalıştığı kesindir. Kimi ailelerde birden fazla bireyde bölgesel aşırı terleme görülmesi hastalığın gelişiminde genetik bir faktörün rol oynayabileceğini düşündürmektedir. Bu tip aşırı terleme genellikle 25 yaşından önce başlar. Kadın ve erkeklerde hastalığın görülme sıklığı aynıdır.

Birincil aşırı terlemenin şiddeti zaman içerisinde artıp azalabilir. Endişe, duygusal tepkiler, baharatlı yiyecekler ve hava sıcaklığı gibi faktörler terlemenin şiddetlenmesine neden olabilir. Zamanla içinde toplum içinde terlemenin neden olduğu utanma ve endişe bile terlemeyi arttıran bir unsur haline gelebilir. Birincil aşırı terlemenin tipik belirtileri varlığında kapsamlı tetkik ve araştırma yapmaya genellikle gerek yoktur. Doktorunuz belirtilerinizden yola çıkarak tanı koyabilir ve aşağıda özetlemeye çalışacağımız tedavi seçeneklerinden birini önerebilir.

İkincil bölgesel aşırı terleme (Sekonder fokal hiperhidroz)

İkincil bölgesel aşırı terleme, birincil aşırı terlemeye göre oldukça nadir görülen bir tablodur. Birincil aşırı terlemeye benzer şekilde terleme vücudun belirli bir bölgesi ile sınırlıdır fakat çoğu kez dağılımı asimetriktir (yüzün bir tarafının terlemesi, tek bir avucun terlemesi gibi.) Birincil aşırı terlemeden farklı olarak genellikle başka bir tıbbi soruna bağlı, başkı bir hastalığa ikincildir. Örneğin, bir omurilik hastalığı veya yaralanması sonucu tek bacakta aşırı terleme görülebilir. Simetrik olmayan bölgesel aşırı terlemelerde mutlaka altta yatan başka bir problem olup olmadığı araştırılmalı ve altta yatan probleme yönelik tedavi yapılmalıdır.

Yaygın aşırı terleme

Yaygın aşırı terlemede vücut genelinde normalden fazla terleme görülür. Yaygın aşırı terleme de birincil bölgesel aşırı terlemeye göre daha az görülen bir klinik tablodur. Yaygın aşırı terleme sıklıkla altta yatan bir hastalığın belirtisi olabilir. Pek çok hastalık yaygın terleme artışına neden olabilir. Endişe bozuklukları, çeşitli kalp hastalıkları, omurilik hastalıkları, ilaç yan etkileri, enfeksiyonlar, kimi kanserler ve hormonal rahatsızlıklar bunlardan bir kısmıdır. Yaygın aşırı terleme çoğu zaman kapsamlı değerlendirme ve tetkik gerektirir ve tedavisi belirlenen sebebe yöneliktir

Yazımızın geri kalanında aşırı terleme tipleri arasında en sık görülen birincil bölgesel hiperhidrozdan bahsedeceğiz.

Birincil bölgesel aşırı terlemenin komplikasyonları nelerdir?

Birincil bölgesel aşırı terleme ciddi bir tıbbi durum olmamakla beraber terlemeye bağlı psikolojik sıkıntı kişinin toplumsal etkileşimini ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir. Birincil bölgesel aşırı terlemeye bağlı komplikasyon gelişme ihtimali düşüktür. Bununla beraber aşırı terleyen bölgelerde irritasyon, egzema ve enfeksiyon gelişimi riski az da olsa artmaktadır.

Birincil bölgesel terleme için tedavi seçenekleri

Genel öneriler

• Aşırı terleyen bölgelerde sabun kullanımına bağlı irritasyon gelişirse katkısız sabunlar ve nemlendirici kremler kullanılabilir.

• Aşırı terlemeyi tetikleyebilecek sıcak hava, baharatlı yiyecekler gibi çevresel faktörlerden mümkün olabildiğince uzak durulmalıdır.

• Aşırı terleme koltukaltlarında ise gündelik reçetesiz antiperspiranlar denenebilir. Antiperspiranlar terin ter bezlerinden salınmasına engel olurlar. (Son yıllarda antiperspiran kullanımının meme kanseri riskini arttırabileceğine dair şüpheler dile getirilmektedir ancak henüz bu şüpheyi destekleyecek yeterli bilimsel veri bulunmamaktadır.)

• Teri kolay gösteren giysilerden kaçınılmalıdır. Genel bir kural olarak beyaz ve siyah kumaşlar ıslandığında lekeler diğer renk kumaşlara oranla daha az belirgin olur.

• Koltukaltı bölgeleri sıkı olmayan ve likra ve naylon gibi sentetik lifler içermeyen giysiler tercih edilmelidir.

• Giysi koruyucu pedler kullanılabilir. Bu pedleri eczanelerden ve internet üzerinde satış yapan kimi mağazalardan temin edebilirsiniz.

• Ayaklardaki aşırı terleme sorunu için günde iki kez nem emici ayak pudrası kullanılmalı ve günde en az iki kez çorap değiştirmelidir.

• Her gün aynı ayakkabıyı giymeyerek ayakkabıların içinin tamamen kurumasına izin verilmelidir.

• Spor ayakkabıları ve botlar daha az hava geçirir ve diğer ayakkabı çeşitlerine göre daha fazla terlemeye neden olabilir.

Alüminyum klorür – Güçlü bir antiperspiran

Reçetesiz satılan antiperspiranların yetersiz kaldığı durumlarda güçlü bir antiperspiran olan alüminyum klorür içeren tıbbi ürünler denenebilir. Uzun süreli alüminyum maruziyetinin neden olabileceği sağlık problemleri bir süredir gerek bilim çevrelerinin gerek kamuoyunun gündemini meşgul etmektedir. Bu nedenle alüminyum klorür içeren ürünlerin doktor denetiminde ve üreticinin talimatlarına uygun kullanılmasıönemlidir. Alüminyum klörür ter bezi kanallarını tıkayarak terlemeyi azaltmaktadır. Bu ürünler koltukaltı aşırı terlemesinde en iyi sonucu vermektedir ancak ayak ve el terlemelerinde de kullanılmaktadırlar. Yoğun alüminyum klorür içeren bu ürünlerin gözle teması ciddi irritasyona neden olduğundan yüz ve saçlı deride kullanımları önerilmemektedir.

Birincil bölgesel aşırı terleme için diğer tedavi seçenekleri yukarıda saydığımız tedavi seçenekleri aşırı terlemeyi kontrol altına almakta yetersiz kalırsa doktorunuz diğer tedavi seçenekleri için sizi bir dermatoloğa (deri hastalıkları uzmanı) yönlendirebilir.

İyontoforez: Eletriksel uyarı kullanan bu yöntemden sıklıkla el, ayak ve bazen koltukaltı terlemesinde yararlanılmaktadır. İyontoforez pek çok vakada başarılı sonuç vermektedir. Haftada 3-4 kez 20 ila 40 dakika süren seanslar halinde uygulanır. Pek çok hastada 6 ila 10 seanstan sonra terlemede farkedilebilir bir azalma görmektedir. İlk tedavi tamamlandıktan sonra ayda 1 ila 4 kez idame seansı uygulanması gerekmektedir.

Botulinum toksini enjeksiyonları: Bu seçenek özellikle koltukaltı terlemesi için oldukça etkilidir. Botulinum toksini koltukaltında terbezlerinin bulunduğu alanlara küçük ciltaltı enjeksiyonlar ile uygulanır. Botulinum toksininin terlemeyi azaltıcı etkisi 4 ila 12 ay kadar sürer. Etki geçtiğinde uygulamanın tekrar edilmesi gerekmektedir.

İlaçlar: Kimi aşırı terleme vakalarında ter bezlerini uyaran sinirlerin etkisini bloke eden ilaçların kullanımı mümkündür. Ancak bu ilaçlar yan etki profillerinden ve başarı oranlarının değişkenliğinden dolayı fazlaca tercih edilmemektedir.

Cerrahi: Terlemenin kontrolüne yönelik cerrahi tedavi yöntemleri de bulunmaktadır. Cerrahi tedavi seçeneği, diğer tedavi alternatiflerinden fayda görmeyen veya yan etkiler nedeniyle tedaviye devam edilemeyen hastalara sunulmaktadır.

Koltukaltı terlemesi için kullanılan cerrahi seçeneklerden biri koltukaltındaki terbezlerinin çıkarılmasıdır. Bu amaçla kullanılan çeşitli cerrahi teknikler bulunmaktadır. Bu yöntemlerden biri terbezlerini içeren cilt bölgesinin alınmasıdır. Terlemeyi azaltmakta başarılı olmakla beraber bu tekniğin ameliyat sonrası yara dokusu gelişimi ve kol hareketlerinde kısıtlılık gibi komplikasyonları olabilmektedir. Daha yeni bir cerrahi teknik de ciltte açılan küçük bir kesiden girilerek terbezlerinin kazınmasıdır. Bu yöntem de terlemeyi azaltmakta başarılıdır ve cerrahi komplikasyon riski daha düşüktür. Aşırı terlemenin girişimsel tedavisine yönelik yeni bir gelişme de lazer kullanarak koltukaltı terbezlerinin yokedilmesidir. Laser Sweat Ablation (LSA) olarak adlandırılan bu teknik diğer cerrahi yöntemlere oranla daha az yara dokusu gelişimine yol açarak daha iyi kozmetik sonuçlar vermektedir.

El terlemesi için kullanılan cerrahi yöntemlerden bir endoskopik torakoskopik sempatektomidir (ETS). Torakoskopik semptatektomi ameliyatında kaburgalar arasında açılan küçük deliklerden göğüs kafesine sokulan özel bir skopi cihazı yardımıyla omurilikten çıkan ve ellerdeki terbezlerini kontrol eden sinir kesilmektedir. Benzer bir diğer cerrahi yöntem olan endoskopik torakoskopik blokaj (ETB) operasyonunda ise aynı sinirlere klipsler uygulanarak sorunlu bölgede terlemenin kontrolü sağlanmaktadır. Pek çok hastada ETS ve ETB operasyonları ile tatmin edici sonuçlar alınsa da azımsanamayacak sayıda hastada ameliyat öncesi az terleyen kasık, göğüs gibi vücut bölgelerinde terleme artışı görülebilmektedir.

El ve koltukaltı aşırı terlemesi için ameliyat olmaya kadar vermeden önce işlemi uygulayacak olan cerrahla kullanılabilecek yöntemlerin avantaj ve dezavantajlarını, başarı oranlarını, olası risk ve komplikasyonlarını etraflıca tartışmak önemlidir. Ayak terlemesi tedavisi için yaygın kullanılan cerrahi bir yöntem bulunmamaktadır. El terlemesine benzer şekilde bir sinir cerrahisi ile ayak terlemesinin önüne geçilmesi teknik olarak mümkün olsa da böyle bir ameliyatın cinsel fonksiyon bozukluğuna yol açma riski oldukça yüksektir.


Ürünlere ulaşmak için aşağıdaki linki tıklayınız...

http://www.kozmium.com/p/maxim-ter-onleyici-roll-on-296-ml